Yapay Zeka Türkiye’ye Ne Zaman Geldi?
Geçmişin izlerini takip etmek, sadece bugünümüzü anlamamıza değil, aynı zamanda geleceğimize dair öngörüler geliştirmemize de olanak tanır. Türkiye’de yapay zekanın tarihsel yolculuğunu incelemek, teknolojik gelişimlerin toplumsal yapıyı ve düşünsel paradigmayı nasıl şekillendirdiğini kavrayabilmemiz açısından önemli bir adımdır. Bu yazı, yapay zekanın Türkiye’ye gelişinin izlerini sürerken, bu gelişimin toplumsal ve kültürel bağlamda nasıl yankılar uyandırdığını, dönüm noktalarını ve kırılma anlarını ele alacak.
1. Yapay Zekanın Tanımı ve Başlangıçta Dünya
Yapay zeka (YZ), insan zekâsının bilgisayarlar ve makinelerle taklit edilmesidir. YZ, 20. yüzyılın ortalarına doğru bilimsel bir alan olarak şekillenmeye başladı ve ilk adımlarını bilgisayar bilimlerinde atmaya başladı. 1950’lerde Alan Turing’in geliştirdiği “Turing Testi” ile yapay zekanın teorik temelleri atıldı. 1956’da Dartmouth Konferansı’nda John McCarthy, Marvin Minsky, Nathaniel Rochester ve Claude Shannon gibi bilim insanları, yapay zekanın ilk kez bir araştırma alanı olarak tanımlanmasını sağladılar. Bu dönemde yapay zeka, Batı dünyasında özellikle ABD’de yoğun bir şekilde geliştirilmeye başlandı.
Ancak bu teknolojinin Türkiye’ye geliş hikâyesi daha farklı bir seyir izledi.
2. Türkiye’de Yapay Zeka: İlk Adımlar
2.1. 1980’ler: İlk Kez Teknolojik İlgi
Türkiye’de yapay zekaya ilgi, 1980’lerin başında, bilgisayar ve mühendislik alanlarının hızla gelişmeye başladığı döneme denk gelir. Bu yıllarda, üniversitelerde bilgisayar bilimleri bölümleri kurulur ve Türkiye’nin teknolojiye olan ilgisi artar. Ancak, yapay zekanın kendisi henüz ana akım bir konu olmaktan uzaktır. YZ’ye dair ilk somut girişimlerden biri, 1980’lerin ortasında ODTÜ (Orta Doğu Teknik Üniversitesi) ve Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılan ilk yapay zeka dersleri ve araştırmalarıdır. Fakat, bu dönemdeki çalışmalar daha çok teorik ve küçük çaplıdır, dolayısıyla yapay zeka konusunda pratikte bir etki yaratmamıştır.
2.2. 1990’lar: İlk Uygulamalar ve Dönemsel İlgiler
1990’lar, Türkiye’de yapay zekanın daha somut bir şekilde hayatımıza girmeye başladığı bir dönemdir. Bu dönemde, özellikle sağlık sektörü ve savunma sanayiinde yapay zekanın kullanımı artmaya başlar. Türkiye’nin stratejik ihtiyaçları, bu dönemde yapay zekaya olan ilgiyi artırır. 1993’te Türkiye, NATO ile birlikte robot teknolojisi ve yapay zeka üzerinde bazı çalışmalar başlatır. Ancak, bu çalışmalar genellikle askeri ve güvenlik temalıdır.
1990’lar boyunca akademik çevrelerdeki yapay zeka tartışmaları hız kazanırken, bu teknolojinin toplumda yaygınlaşması için altyapı eksiklikleri ve bilgi birikimi sorunları devam etmektedir. 1990’larda, Türkiye’de yapay zekanın yaygınlaşmasına yönelik derinlemesine bir kamu politikası ya da sektörel bir yönelimden bahsetmek mümkün değildir.
3. 2000’ler ve 2010’lar: Teknolojik Atılımlar ve Dönüşüm
3.1. 2000’lerin Başında: İnternetin Yükselişi ve Dijitalleşme
2000’li yılların başında internetin hayatımızdaki yerinin hızla artmasıyla birlikte, dijitalleşme süreci Türkiye’de ivme kazandı. Bu dönemde, bilgisayar bilimleri ve mühendislik alanlarındaki eğitimler giderek daha kapsamlı hale gelir. Türkiye, dünya ile birlikte dijital dönüşüme hızla adapte olmaya çalışırken, yapay zekaya dair de önemli adımlar atılmaya başlanır.
2004’te, Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinden ODTÜ, yapay zeka üzerine önemli bir araştırma merkezi kurarak, YZ konusunda akademik anlamda önemli bir gelişim kaydeder. Üniversiteler bu süreçte yapay zeka üzerine araştırmalar yaparak, teknolojiye olan ilgiyi artırmış, ancak uygulama noktasında hâlâ eksiklikler bulunmaktadır.
3.2. 2010’lar: Start-up Kültürü ve YZ’nin Yükselişi
2010’lar, Türkiye’deki yapay zeka çalışmalarının hız kazandığı ve ticari anlamda değer kazandığı bir dönemdir. Özellikle İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde yapay zeka alanında faaliyet gösteren start-up’ların sayısı artar. 2013’te “Türkiye’de Yapay Zeka Stratejisi” adıyla ilk resmi girişimler ortaya çıkmaya başlar. Bu strateji, yapay zekanın ekonominin çeşitli sektörlerinde kullanılması amacıyla devletin izlediği yol haritasını belirler. Ayrıca, bu dönemde yerli yapay zeka şirketlerinin artışıyla birlikte Türkiye’nin teknoloji ihracatındaki potansiyel de artmıştır.
2016 yılında, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ve Boğaziçi Üniversitesi, yapay zeka konusunda önemli laboratuvarlar kurar. Aynı yıl, Türk Telekom gibi büyük şirketler, yapay zekayı müşteri hizmetleri gibi alanlarda kullanmaya başlar. Türkiye’nin yapay zeka alanındaki ilk büyük adımlarını bu dönemde atmaya başladığını söylemek mümkündür.
4. 2020’ler: Yapay Zeka Türkiye’nin Geleceğinde
4.1. 2020’lerin Başında: Endüstriyel Kullanım ve Yapay Zeka Ekosisteminin Olgunlaşması
2020’lere gelindiğinde, Türkiye’deki yapay zeka ekosistemi hızla olgunlaşmaya başlar. 2021 yılında Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi tarafından oluşturulan “Yapay Zeka Strateji Belgesi” ile Türkiye’nin yapay zeka politikası daha da belirginleşir. Bu belge, yapay zekanın sağlık, eğitim, tarım, güvenlik ve sanayi gibi alanlarda nasıl kullanılacağını ve bu teknolojinin topluma nasıl entegre edileceğini ele alır.
Bu dönemde, Türkiye’nin büyük şehirlerinde yapay zeka kullanımı giderek yaygınlaşır. Türkiye’nin teknoloji devleri, yapay zeka alanındaki yatırımlarını artırarak, sektördeki liderliklerini pekiştirir. Özellikle otomotiv, finans, sağlık ve perakende gibi sektörlerde yapay zeka çözümleri yaygınlaşmaya başlar.
4.2. Sosyal Etkiler ve Toplumsal Yansıma
Yapay zekanın hızla gelişmesi, yalnızca iş dünyasını değil, aynı zamanda toplumun her kesimini de etkilemektedir. İnsanların gündelik yaşamlarındaki pek çok süreç, yapay zeka tarafından yönlendirilmeye başlar. Ancak, bu hızlı dönüşüm beraberinde bazı soru işaretlerini de getirmektedir. Özellikle, YZ’nin toplumsal eşitsizliklere etkisi, etik sorunlar ve iş gücü piyasasındaki değişiklikler sıkça tartışılmaktadır.
5. Yapay Zeka ve Gelecek: Ne Bekliyor?
Yapay zekanın Türkiye’ye geliş serüvenine baktığımızda, ülkenin teknolojik altyapısının, dünya çapında gelişmelerle paralel şekilde hızla evrildiğini görmekteyiz. Ancak bu ilerleme, aynı zamanda toplumsal yapıyı da etkileyen bir dönüşümün habercisidir. Geçmişin izlerini sürmek, yalnızca bugünü anlamakla kalmaz, aynı zamanda geleceğe dair sorular sormamıza olanak tanır. Örneğin, yapay zekanın toplum üzerindeki olası etkileri nelerdir? Bu teknoloji insanları nasıl dönüştürebilir? Gelecekte yapay zekanın etik kullanımı nasıl şekillenecek?
Yapay zekanın Türkiye’ye geliş yolculuğu, toplumsal dinamiklerle şekillenen ve henüz tamamlanmamış bir süreçtir. Bu sürecin nereye evrileceğini görmek, hem teknolojinin potansiyelinden yararlanmak hem de etik sorumlulukları göz önünde bulundurmak adına kritik bir sorudur.